Hasta döngüsü:Hastanın acil servise başvurup, taburcu olmasına ya da hastaneye yatış aşamasına kadar acil serviste bulunduğu süreçtir.
Şiddet:Döngü sırasında sağlık çalışanlarının maruz kaldığı hakaretler, tehditler, darplar, siyasi ve idari nüfus kullanma, kural ve etik dışı ısrarlı isteklerle oluşan hoş olmayan durumların hepsi.
Başarılı, sağlık sunan bir döngüyü sağlarken şiddeti nasıl engelleyebiliriz?
Döngünün yolunda gitmesi ve sağlık sunabilmesi için sağlık çalışanı için en önemli nokta, bu sırada oluşan hiçbir şeyin “kişisel” olmadığının anlaşılmasıdır. Hasta bir hastaneye gelmiştir, bir hemşire, bir hekim, bir güvenlik görevlisi, bir triaj sorumlusu vs. ile muhatap olmuştur. Burada “bir” kelimesinden sonra gelen, memlekette herhangi “bir” hastane, hekim, hemşire, vs. olabilir. Siz bu aşamada nasıl hastayı tanımıyorsanız, hasta da sizi tanımıyordur. Kişisel hiçbir alıp verecek, husumet yoktur. Eğer hasta ve yakınlarından “şiddet” görmeye başlarsanız, bunun kişisel olmadığının bilincinde olmanız, anlık çözümler yaratabileceği gibi uzun vadede sizi incitemeyecektir. Tükenmişlik sendromundan da bu sayede kendinizi koruyabilirsiniz.
Şiddet uygulayan kişi sizi tanımıyor. Eğer siz döngüdeki görevinizi tam olarak yapmışsanız hakaretleri, küfürleri üzerinize alınmamalısınız ("Biri geçmiş karşıma, anama sövüyor ve ben bunu kişisel almayacağım ha! diye, içinden geçirenler olabilir. Sabırlı olup yazıyı sonuna kadar okuyun derim). Siz layıkıyla işinizi yaptığınız bilincinde olursanız, sistemden kaynaklı, personel ya da fiziki şartların yetersizliğinden dolayı ya da şiddet gösterenin kendi iç dünyasındaki bozukluklardan, oluşabilecek sorunlar size şiddet olarak döndüğünde, bunların sizin tamamen dışınızda olduğunu bilir, kişisel almazsınız. Bu konuda acilinizde çalışan diğer yardımcı personellerinizinde bilinçlendirilmesi gereklidir. Olayları kişiselleştirmesinler.
Sizin hiç bir hastanız ya da yakınıyla tartışmamasını, sorun hissetiklerinde size bildirmelerini isteyin. Örnek olarak; hepimizin sık sık duyduğu cümleler; “Böyle hastane mi olur, çarşaf kirli, sonuçlar sabahtan beri çıkmıyor, cerrah iki saattir gelmiyor, lanet olsun size, hasta ölüyor bir şey yapmıyorlar…”. Karşınızdaki kişi gerçekten öyle düşünüyordur. Onun için çarşaf gerçekten kirlidir, sonuçlar ya da konsultan gerçekten gecikmiştir ve hasta öleceğini düşünüyordur. Sonuçta kendisini değersiz hissetmesine yol açan bir durum vardır.
Eğer siz işinizi iyi yapıyorsanız zaten bu tür aksaklıklar konusunda gerekli girişimleri başlatmışsınızdır. Bunları hastaya “tartışmaya girmeden” güzel bir şekilde anlatın. Hasta 20 dakikadır acil serviste olup, iki saattir beklediğini de iddia edebilir. Verdiğiniz serumda ulcran, buscopan giderken hiç bir şey yapılmadığını da iddia edebilir. Bu sitemler küfürle, tehditle olabilir. Yine de alınmayın, yüzde yüz yanlış iddialar karşısında bile sakin olun, kayıtlarınızı kontrol edeceğinizi böyle bir durum varsa düzelteceğinizi söyleyin.
Kayıtları gerçekten kontrol edin. Belki de siz yanılıyorsunuzdur. Kayıtlarda ne olursa olsun şiddete başlamış kişiye kibarca bunları anlatın. Bu ona “değerli” olduğu hissini yaşatacaktır ve büyük olasılıkla sakinleşecektir. Böyle yapmadan ağız dalaşına başlarsanız, kaybeden kesinlikle “siz” olursunuz. Bu aşamadan sonra, personel azlığının bir türlü çözülmemesi, cerrahın o an ameliyatta olması, laboratuvarda arıza olması sizle ilgili sorunlar değildir. Yoğun bakım yeri olmaması da sizin sorununuz değildir.
Eğer olayı kişisel almazsanız, bu hakaretlerin size değil, sizin dışınızda gelişen hatalara olduğunu bilirsiniz. Gereksiz dalaşmalardan didişmelerden ve artabilecek şiddetten kendinizi ve yardımcı personelinizi korursunuz. Karşınızda bir hemşire ya da bir hekime küfür eden, tehdit eden bir hasta ya da yakını o an Türkiye’nin her hangi bir başka yerinde herhangi bir hekim ya da hemşire karşısında da aynı küfürleri edecektir. Olay kişisel değildir. Kişiselleştirip, günahları omuzlarınıza yükleyip kendinizi incitmeyin. Hastane güvenliğini harekete geçirin. Umut varsa döngüyü tamamlayın.
Hasta acile, acil olduğunu düşündüğü bir rahatsızlıkla başvurur. Verilere göre böyle düşünüp acile başvuran hastaların %60 ila % 80 arasında değişen büyük kısmı acil değildir. Bakacağınız hasta büyük olasılıkla acil bir hastalık tanısı almayacaktır. Ancak “önyargılı” olmayın.
Medimagazin Çoğu zaman hastanın daha acile girerken ki davranışlarından ya da hemşire ile konuşurken duyduklarımızdan bile hasta hakkında bir fikir yürütmeye başlarız. Bu fikir yürütmelerden sakının. Ön yargıdan uzak olarak hastaya rahatsızlık duyduğu durum ile ilgili hayati olabilecek bütün sorularınızı sorun. hızlıda olsa sistemik muayene yapın. Gerekmediği sürece acilde hasta yakını kabul etmemek için hastanenizde çözümler oluşturun.
Yaşı çok küçük olmayan ve cevap verebilecek durumda olan bütün hastalardan cevapları direkt alın. Yakınlarının da, birlikte çalıştığınız kişilerinde ön yargıları olabileceğini asla unutmayın ve sizi yönlendirmelerine izin vermeyin. Sizlere eğitiminiz boyunca hekimlikte ön görülerin de önemli olduğu öğretilmiş ya da tecrübelerinizle bunu yaşamış olabilirsiniz. Fizik bakıyı ayrı tutarsak, bu öğreti kısmen hatalıdır.
Unutmayın; acilde yanlış bir öngörü ölümcül olabilecek kadar tehlikelidir ve kendine aşırı güvenle birleşirse muayene ve hasta hikayesinin bile önüne geçer ve “hastanın kendisinin önemsenmediği duygusuna kapılmasına” yol açar. Duygusal hekimler bu duyguyu yıllardır hastalara fazlasıyla yaşatıyorlar. Hastaya dokunmadan, iki soru sorup “öngörü tedavisi” yazan hekimlere ben “duygusal hekim” diyorum. Onlar önyargıyla hasta bakımında son noktadırlar. Hasta ve yakınları kendini değersiz hissettiği an sorunlar başlayacaktır. Bu sorunun anlık olarak şiddet, hakaret olarak karşınıza çıkması gerekmiyor. Hastanın sizden ayrılıp başka bir hekime gitmesi de sorundur. Orada da aynı sorunlar olursa bu durumun daha sonra da şiddete dönüşme ihtimali vardır.
İşinize saygı duyun. Mesleğinize artık hiç saygı duyulmadığı, politikacılar ve eski “elit” meslektaşlarınız tarafından saygınlığınızın bitirildiği gibi söylemlere ve “doğruluğu kanıtlanmış gibi duran” toplumsal inanışlara aldırış etmeyin. İşini iyi yapan herkese saygı duyulur. Size saygı duyulmasını sağlayacak tek araç sizsiniz.
Döngümüze dönersek, hasta sizi tanımıyordu. Zaten size sadece hekim olduğunuz için saygı duymasını beklemeyin. Bunu yaparken, eğer sizin için; saygı duyulması gerçekten önemli bir hisse, size saygı duyulmadığını da asla düşünmeyin. Ayrıca saygı duymuyorsa bile “döngü” sonunda bu saygınlığa kavuşabileceğinizi unutmayın. Bunun tek yöntemi var. Önyargılarınızdan kurtulup, işinizi iyi yaparak hastayı ve hastalığını anlamaya çalışmak. Döngü sonunda hak ettiğiniz saygınlığı alacağınızdan emin olabilirsiniz. Unutmayın, önce kendinize saygı.
Çevrenize bir bakın. Bu saygısızlık konularında en çok yakınan insanlar mutsuz, umutsuz ve tükenmişlik sendromuyla yaşamaya kendilerini en çok mahkum etmiş kişilerdir. İşini iyi yapmanın bir ölçütü yoktur. Elinden gelenin en iyisini yaptığını bilen herkes işini iyi yapar ve mutlu olur. Elimden gelenin en iyisi bu diyerek kendini kandırmamanın yolu ise gelişimden geçer. Kendinizi hayatla ve işinizle ilgili olarak sürekli geliştirmiyorsanız elinizden gelenin en iyisini yapmak konusunda da sıkıntı duyarsınız. Bu sıkıntı tüm yaşantınıza olduğu gibi, döngü sırasında hasta bakımınıza da direkt olumsuz yansıyacaktır.
Ön yargılarından kurtulmuş, kendini geliştiren, elinden gelenin en iyisini yaptığını bilen kişi hak ettiği saygınlığı mutlaka görecektir. Bu size “mesleki mutluluğu” ve “döngüyü en az hasarla” atlatmanın yolunu açacaktır. Sorunu bazen çözebilecek, bazen çözemeyeceksiniz ancak sizi acıtmasına asla izin vermemiş olacaksınız.
Bu noktada şunu soracaksınız? Daha “şikayetiniz nedir” demeden saldırıyorlar, nerede bu hekim diye girip küfürlere, şiddete başlıyorlar. Siz yine kişisel almayın. Mesleğine saygı duyan, işini iyi yapan siz, muhtemelen zaruri bir ihtiyacınızı gideriyor ya da daha acil bir hastaya bakıyorsunuzdur.
Ya da triajınız yetersiz ve de hekim eksikliği vardır ki, zaten siz bu durumu tutanaklarla, gerekçelerle yetkili kişilere bildirmişsinizdir. Bunun için gönlünüzü rahat tutup sinirlenmeden neden o hastayı beklettiğinizi açık yüreklilikle anlatın. Anlayacaklardır. Anlamaz saldırırlarsa kaçın.Bu da sizi koruyacaktır.
Özetle "kendine ve herkese saygı", "güzel konuşma", "işinize saygı", "önyargıdan uzak bir yaşam","elinden gelenin en iyisini yapma çabası" ve "sürekli kendini geliştirme"… Bu yaşam biçimi sizi şiddetten koruyacaktır. Şiddete maruz kalırsanız da ruhunuzu yaralamayacaktır.
Herkese şiddetsiz günler dileğiyle…
Kaynak: Toltek
Uzm. Dr. C.A.
Medimagazin'den alındı.

