Yaklaşık kırk sekiz saattir nöbetteyim, bugün kaç hasta aldım sayısını bile hatırlamıyorum. Gece saat 03.27’de aşırı yorgun ve maskenin altında ciğerimin oksijene ihtiyacın var dediğini duyar gibiydim. Ortalıkta bir hayli sakinleşmişti. Şimdilik benlik bir iş yoktu. Kendimi ve sevgili ciğerlerimi ödüllendirmek için acil servisin önünde bir bardak çayı hak ettiğimi düşünüyordum. Çayımı alıp dışarı çıktım, birkaç yudum almaya kalmadan bir bağırma işittim.
Çay ile olan hasretliğimi görmüş olacak ki şöyle bağırıyordu: “Bizim canımız yanıyor beyefendiler dışarıda çay keyfi yapıyor, bir de ağızlarını açtılar mı çuvalla laf döküyorlar önümüze. Bu mu hizmet? “diye nara atıyor. Sessizce elimdeki bardağı çöpe atıp görevimin başına döndüm. Pansuman için gelmişti. Parmakta eklem üzerinde küçük bir yara vardı. Bu kadar abartılacak bir yara olmadığının ikimizde farkındaydık. Acıyor mu diye sormadan da kendimi alamadım: Acıyor mu?
“Evet çok canım yanıyor görmüyor musun?”
Bana tavır yapmıştı kendince. Yapsın canı sağ olsun. Bu mesleğe başlamadan önce kendime söz vermiştim. Her hastaya ailemden birine müdahale eder gibi yaklaşacaktım. Bu sözümden hiçbir zaman ödün vermedim. Ama bazen hastaların tavrı, bizim de insan olduğumuzu unutmaları, yaptığımız işlere müdahale etmeleri, dışarıda sağlıkçı olduğumuzu bilenlerin bizlerden kaçmaları, hastalarla içli dışlı olup kendilerine virüs bulaştıracağımızı düşünmeleri, mobbingler ve daha niceleri bizi çok üzüyor.
Biliyoruz zor günlerden geçiyoruz devletimiz de milletimiz de bir virüsle mücadele halinde. Bizler elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız ve yapmalıyız. Kan çanağına dönmüş gözlerimizle, yorgun bedenlerimizle de olsa bu eller bir canı daha iyi daha güzel bir yaşam kalitesi sunmak için vardır. Bizler hep sizlerleyiz. Ama sizlerin de biz sağlık çalışanlarına destek olmasını istiyoruz.





YORUMLAR