Acil servislerin temel varlık nedeni, hayati tehlike taşıyan durumlara en hızlı ve etkin müdahaleyi sağlamak olarak tanımlanıyor. Ancak son yıllarda artan gereksiz başvurular, sağlık sisteminde ciddi bir iş yükü ve risk alanı oluşturuyor.
Prof. Dr. Şervan Gökhan, X (eski Twitter) hesabından yaptığı paylaşımda, acil servislerin gündüz gidilmeyen polikliniklerin alternatifi olmadığını vurguladı. Hafif ve günlerdir süren şikâyetler, reçete yazdırma talepleri ve aciliyet taşımayan başvuruların, gerçek acil hastaların zamanını çaldığını ifade etti.
Gökhan’ın açıklamasında dikkat çeken bir diğer unsur ise “bir kişi daha ne olur” anlayışının acil servislerde geçerli olmadığı oldu. Her gereksiz başvurunun; kalp krizi, beyin kanaması veya ağır travma gibi vakalarda dakikaların kaybedilmesine yol açabileceği belirtildi. Bu dakikaların ise kimi zaman bir hayatı, kimi zaman kalıcı bir sakatlığı, kimi zaman da geri dönüşü olmayan kayıpları belirlediği ifade edildi.
Kalabalık acil servislerin yalnızca bekleme sürelerini uzatmadığına dikkat çeken Gökhan, aynı zamanda hata riskini artıran, sağlık çalışanlarında tükenmişliği derinleştiren ve sağlıkta şiddeti besleyen bir ortam oluşturduğunu vurguladı. Bu yükün tek başına hekimlerin, hemşirelerin ya da sistemin taşıyamayacağı kadar ağır olduğu ifade edildi.
Uzmanlar, acil servislerin doğru kullanımının hem hasta güvenliği hem de sağlık çalışanlarının sürdürülebilir çalışma koşulları açısından kritik önemde olduğuna dikkat çekiyor. Gerçek acil durumlarda kapıların sonuna kadar açık olduğu belirtilirken, acil olmayan durumlar için poliklinikler, aile hekimleri ve randevu sistemlerinin tercih edilmesi gerektiği hatırlatılıyor.
“Bir gün o sedye bizim yakınımız, o monitör bizim kalbimiz, o koşan ekip bizim umudumuz olabilir” ifadesiyle yapılan çağrı, toplumun tüm kesimlerine sorumlu sağlık hizmeti kullanımı konusunda güçlü bir mesaj veriyor.

